Türkçede “pekiştirmeli ifadeler” konusu ilk bakışta sadece birkaç kalıbı ezberlemekten ibaretmiş gibi görünüyor. Oysa biraz kurcalayınca işin içinde ses bilgisi, kelime yapısı, anlam yoğunluğu, yazım kuralları ve hatta günlük iletişimde duygunun nasıl aktarılabildiği gibi oldukça ilginç ayrıntılar çıkıyor. “Bembeyaz” ile “çok beyaz” aynı şeyi mi anlatıyor? “Dümdüz” neden “çok düz”den daha doğal geliyor? “Mas mavi” mi, “masmavi” mi? Bir de işin içine insanların bu ifadeleri kullanma biçimleri ve toplumsal iletişim alışkanlıkları girince konu daha da tartışmalı hâle geliyor.
Ben özellikle şu soruyu tartışmaya değer buluyorum: Pekiştirmeli ifadeleri yalnızca dil bilgisel bir yapı olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa konuşanın duygusunu ve anlatım niyetini de hesaba katmalı mıyız?
Pekiştirmeli ifadeler nelerdir?
Pekiştirme, bir kelimenin veya ifadenin anlamını daha güçlü, yoğun ya da belirgin hâle getirme yöntemidir. Türkçede bunun en bilinen yollarından biri, özellikle sıfatların başına “m, p, r, s” ünsüzlerinden biriyle oluşturulan bir ön hecenin getirilmesidir.
Örneğin:
- beyaz → bembeyaz
- mavi → masmavi
- yeşil → yemyeşil
- sarı → sapsarı
- siyah → simsiyah
- pembe → pespembe
- temiz → tertemiz
- açık → apaçık
- düz → dümdüz
- kuru → kupkuru
- sağlam → sapasağlam
- sivri → sipsivri
- parçalı → paramparça
Türk Dil Kurumu da sıfat veya zarf görevindeki bu tür pekiştirmeli sözlerin bitişik yazıldığını belirtir. TDK’nin verdiği örnekler arasında “apaçık, büsbütün, çepeçevre, dümdüz, kapkara, masmavi, mosmor, paramparça, sapasağlam ve yemyeşil” gibi kullanımlar bulunuyor. Türk Dil Kurumu+1
Ancak pekiştirme yalnızca “m, p, r, s” meselesi değildir. “Güzel güzel konuştu”, “bol bol yedi”, “dürüst mü dürüst bir insan” gibi yapılarda da anlam yoğunlaştırılabilir. Dolayısıyla “pekiştirme” kavramını yalnızca “bembeyaz, masmavi” gibi sözcüklere indirgemek eksik kalır.
Pekiştirme nasıl oluşturulur?
En dikkat çekici yöntem, kelimenin ilk bölümünün değiştirilerek pekiştirme hecesi oluşturulmasıdır. Fakat burada sanıldığı kadar mekanik bir matematik yoktur.
Örneğin:
“mavi” → “masmavi”
“sarı” → “sapsarı”
“yeşil” → “yemyeşil”
“beyaz” → “bembeyaz”
“temiz” → “tertemiz”
Buradan hareketle “Her kelimenin başına m, p, r veya s getirirsek doğru pekiştirme olur” demek doğru değildir. Akademik araştırmalar da pekiştirme ünsüzünün seçiminin her zaman tek ve kesin bir kuralla açıklanamadığını gösteriyor. Sadettin Özçelik’in çalışmasında m, p, r ve s ile oluşturulan pekiştirme hecelerinin kuralları ayrıntılı biçimde tartışılırken, bu yapıların oluşumunda farklı açıklamaların bulunduğu belirtiliyor. DergiPark+1
Daha da ilginci, 190 ana dili Türkçe olan katılımcıyla yapılan bir araştırmada 21 sıfatın pekiştirilmiş biçimleri incelenmiş ve “p” ünsüzünün en sık kullanılan seçenek olduğu, “r”nin ise en az tercih edildiği belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca birçok sıfatın birden fazla pekiştirilmiş biçiminin bulunabildiği görülmüştür. DergiPark
Bu sonuç bence önemli. Çünkü okulda çoğu zaman pekiştirme “m, p, r, s gelir” şeklinde anlatılıyor. Oysa gerçek dil kullanımı, bu kadar basit bir formüle her zaman sığmıyor.
Pekiştirmeli ifadeler ile normal ifadeler arasındaki fark nedir?
“Beyaz bir araba” ile “bembeyaz bir araba” arasında yalnızca nicelik farkı yoktur. İkinci ifadede konuşanın algısı daha güçlü biçimde ortaya çıkar.
“Gökyüzü mavi.”
“Gökyüzü masmavi.”
İlk cümle daha çok bilgi verir. İkinci cümle ise aynı zamanda bir izlenim aktarır.
Benzer şekilde:
“Ev çok temizdi.”
“Ev tertemizdi.”
Bu iki cümle birbirinin tamamen eş anlamlısı değildir. “Tertemiz” kelimesi, temizlik derecesini belirtmenin yanında konuşanın o duruma yönelik değerlendirmesini de daha doğrudan hissettirir.
Dolayısıyla pekiştirme, yalnızca “anlamı artırmak” değildir. Aynı zamanda anlatımın tonunu da değiştirebilir.
Objektif bakış ile duygusal anlatım arasındaki fark gerçekten cinsiyetle açıklanabilir mi?
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var. “Erkekler objektif, kadınlar duygusaldır” şeklindeki bir ayrımı bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmak doğru olmaz. Kullanıcının çevresinden veya günlük deneyimlerinden böyle örnekler çıkabilir; ancak bundan bütün erkekler ve bütün kadınlar için geçerli bir dil davranışı sonucu üretilemez.
Bu yüzden konuyu “erkeklerin ve kadınların doğuştan farklı dil kullanması” şeklinde değil, objektif/veri odaklı anlatım ile duygusal/toplumsal odaklı anlatım arasındaki fark üzerinden değerlendirmek daha sağlıklı.
Örneğin bir ürün incelemesinde kişi:
“Bu telefonun ekranı 6,7 inç ve 120 Hz yenileme hızına sahip.”
diyebilir.
Başka biri ise:
“Ekranı inanılmaz canlı, gerçekten baktıkça bakasım geliyor.”
diyebilir.
İkinci cümlede pekiştirme veya yoğunlaştırma kullanımı daha belirgin olabilir. Fakat bunu söyleyen kişinin kadın ya da erkek olması, cümlenin dil bilgisel niteliğini değiştirmez.
Bir erkek “masmavi gökyüzü” diyebilir. Bir kadın “ekranın yenileme hızı 120 Hz” diyebilir. Bir mühendis son derece duygusal bir dil kullanabilir; bir şair ise son derece ölçülü ve analitik konuşabilir.
Bu nedenle cinsiyet yerine iletişim amacı üzerinden karşılaştırma yapmak çok daha anlamlıdır.
Veri odaklı anlatımda pekiştirme neden daha sınırlı olabilir?
Veri odaklı bir metinde temel amaç ölçülebilir bir durumu mümkün olduğunca açık aktarmaktır.
Örneğin:
“Ürün 2 kilogram ağırlığındadır.”
yerine
“Ürün inanılmaz derecede ağırdır.”
demek, teknik bir metin açısından daha belirsizdir.
Çünkü “inanılmaz derecede” kişiden kişiye değişebilir. Buna karşılık “2 kilogram” ölçülebilir bir bilgidir.
Bu yüzden akademik, teknik veya bilimsel metinlerde “çok büyük”, “son derece yüksek”, “inanılmaz derecede fazla” gibi ifadeler kullanıldığında bunların mümkünse sayısal verilerle desteklenmesi gerekir.
Ancak bu, pekiştirmenin bilimsel dilde tamamen gereksiz olduğu anlamına gelmez. “Son derece önemli bir sonuç” gibi ifadeler bilimsel metinlerde de görülebilir. Fakat güvenilirlik açısından önemli olan, “son derece önemli” denilen sonucun neden önemli olduğunun verilerle açıklanmasıdır.
Burada pekiştirme ile kanıt arasındaki fark ortaya çıkıyor: Pekiştirme, iddianın dilsel gücünü artırabilir; fakat tek başına iddianın doğruluğunu artırmaz.
Duygusal ve toplumsal anlatımda pekiştirmenin rolü
Gündelik iletişimde ise durum biraz farklıdır. İnsanlar yalnızca bilgi aktarmak için konuşmaz. Bir olaydan etkilendiklerini, şaşırdıklarını, kızdıklarını, sevindiklerini veya hayran kaldıklarını da anlatırlar.
“Film güzeldi.”
ile
“Film müthişti, gerçekten etkileyiciydi.”
Ben özellikle şu soruyu tartışmaya değer buluyorum: Pekiştirmeli ifadeleri yalnızca dil bilgisel bir yapı olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa konuşanın duygusunu ve anlatım niyetini de hesaba katmalı mıyız?
Pekiştirmeli ifadeler nelerdir?
Pekiştirme, bir kelimenin veya ifadenin anlamını daha güçlü, yoğun ya da belirgin hâle getirme yöntemidir. Türkçede bunun en bilinen yollarından biri, özellikle sıfatların başına “m, p, r, s” ünsüzlerinden biriyle oluşturulan bir ön hecenin getirilmesidir.
Örneğin:
- beyaz → bembeyaz
- mavi → masmavi
- yeşil → yemyeşil
- sarı → sapsarı
- siyah → simsiyah
- pembe → pespembe
- temiz → tertemiz
- açık → apaçık
- düz → dümdüz
- kuru → kupkuru
- sağlam → sapasağlam
- sivri → sipsivri
- parçalı → paramparça
Türk Dil Kurumu da sıfat veya zarf görevindeki bu tür pekiştirmeli sözlerin bitişik yazıldığını belirtir. TDK’nin verdiği örnekler arasında “apaçık, büsbütün, çepeçevre, dümdüz, kapkara, masmavi, mosmor, paramparça, sapasağlam ve yemyeşil” gibi kullanımlar bulunuyor. Türk Dil Kurumu+1
Ancak pekiştirme yalnızca “m, p, r, s” meselesi değildir. “Güzel güzel konuştu”, “bol bol yedi”, “dürüst mü dürüst bir insan” gibi yapılarda da anlam yoğunlaştırılabilir. Dolayısıyla “pekiştirme” kavramını yalnızca “bembeyaz, masmavi” gibi sözcüklere indirgemek eksik kalır.
Pekiştirme nasıl oluşturulur?
En dikkat çekici yöntem, kelimenin ilk bölümünün değiştirilerek pekiştirme hecesi oluşturulmasıdır. Fakat burada sanıldığı kadar mekanik bir matematik yoktur.
Örneğin:
“mavi” → “masmavi”
“sarı” → “sapsarı”
“yeşil” → “yemyeşil”
“beyaz” → “bembeyaz”
“temiz” → “tertemiz”
Buradan hareketle “Her kelimenin başına m, p, r veya s getirirsek doğru pekiştirme olur” demek doğru değildir. Akademik araştırmalar da pekiştirme ünsüzünün seçiminin her zaman tek ve kesin bir kuralla açıklanamadığını gösteriyor. Sadettin Özçelik’in çalışmasında m, p, r ve s ile oluşturulan pekiştirme hecelerinin kuralları ayrıntılı biçimde tartışılırken, bu yapıların oluşumunda farklı açıklamaların bulunduğu belirtiliyor. DergiPark+1
Daha da ilginci, 190 ana dili Türkçe olan katılımcıyla yapılan bir araştırmada 21 sıfatın pekiştirilmiş biçimleri incelenmiş ve “p” ünsüzünün en sık kullanılan seçenek olduğu, “r”nin ise en az tercih edildiği belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca birçok sıfatın birden fazla pekiştirilmiş biçiminin bulunabildiği görülmüştür. DergiPark
Bu sonuç bence önemli. Çünkü okulda çoğu zaman pekiştirme “m, p, r, s gelir” şeklinde anlatılıyor. Oysa gerçek dil kullanımı, bu kadar basit bir formüle her zaman sığmıyor.
Pekiştirmeli ifadeler ile normal ifadeler arasındaki fark nedir?
“Beyaz bir araba” ile “bembeyaz bir araba” arasında yalnızca nicelik farkı yoktur. İkinci ifadede konuşanın algısı daha güçlü biçimde ortaya çıkar.
“Gökyüzü mavi.”
“Gökyüzü masmavi.”
İlk cümle daha çok bilgi verir. İkinci cümle ise aynı zamanda bir izlenim aktarır.
Benzer şekilde:
“Ev çok temizdi.”
“Ev tertemizdi.”
Bu iki cümle birbirinin tamamen eş anlamlısı değildir. “Tertemiz” kelimesi, temizlik derecesini belirtmenin yanında konuşanın o duruma yönelik değerlendirmesini de daha doğrudan hissettirir.
Dolayısıyla pekiştirme, yalnızca “anlamı artırmak” değildir. Aynı zamanda anlatımın tonunu da değiştirebilir.
Objektif bakış ile duygusal anlatım arasındaki fark gerçekten cinsiyetle açıklanabilir mi?
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var. “Erkekler objektif, kadınlar duygusaldır” şeklindeki bir ayrımı bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmak doğru olmaz. Kullanıcının çevresinden veya günlük deneyimlerinden böyle örnekler çıkabilir; ancak bundan bütün erkekler ve bütün kadınlar için geçerli bir dil davranışı sonucu üretilemez.
Bu yüzden konuyu “erkeklerin ve kadınların doğuştan farklı dil kullanması” şeklinde değil, objektif/veri odaklı anlatım ile duygusal/toplumsal odaklı anlatım arasındaki fark üzerinden değerlendirmek daha sağlıklı.
Örneğin bir ürün incelemesinde kişi:
“Bu telefonun ekranı 6,7 inç ve 120 Hz yenileme hızına sahip.”
diyebilir.
Başka biri ise:
“Ekranı inanılmaz canlı, gerçekten baktıkça bakasım geliyor.”
diyebilir.
İkinci cümlede pekiştirme veya yoğunlaştırma kullanımı daha belirgin olabilir. Fakat bunu söyleyen kişinin kadın ya da erkek olması, cümlenin dil bilgisel niteliğini değiştirmez.
Bir erkek “masmavi gökyüzü” diyebilir. Bir kadın “ekranın yenileme hızı 120 Hz” diyebilir. Bir mühendis son derece duygusal bir dil kullanabilir; bir şair ise son derece ölçülü ve analitik konuşabilir.
Bu nedenle cinsiyet yerine iletişim amacı üzerinden karşılaştırma yapmak çok daha anlamlıdır.
Veri odaklı anlatımda pekiştirme neden daha sınırlı olabilir?
Veri odaklı bir metinde temel amaç ölçülebilir bir durumu mümkün olduğunca açık aktarmaktır.
Örneğin:
“Ürün 2 kilogram ağırlığındadır.”
yerine
“Ürün inanılmaz derecede ağırdır.”
demek, teknik bir metin açısından daha belirsizdir.
Çünkü “inanılmaz derecede” kişiden kişiye değişebilir. Buna karşılık “2 kilogram” ölçülebilir bir bilgidir.
Bu yüzden akademik, teknik veya bilimsel metinlerde “çok büyük”, “son derece yüksek”, “inanılmaz derecede fazla” gibi ifadeler kullanıldığında bunların mümkünse sayısal verilerle desteklenmesi gerekir.
Ancak bu, pekiştirmenin bilimsel dilde tamamen gereksiz olduğu anlamına gelmez. “Son derece önemli bir sonuç” gibi ifadeler bilimsel metinlerde de görülebilir. Fakat güvenilirlik açısından önemli olan, “son derece önemli” denilen sonucun neden önemli olduğunun verilerle açıklanmasıdır.
Burada pekiştirme ile kanıt arasındaki fark ortaya çıkıyor: Pekiştirme, iddianın dilsel gücünü artırabilir; fakat tek başına iddianın doğruluğunu artırmaz.
Duygusal ve toplumsal anlatımda pekiştirmenin rolü
Gündelik iletişimde ise durum biraz farklıdır. İnsanlar yalnızca bilgi aktarmak için konuşmaz. Bir olaydan etkilendiklerini, şaşırdıklarını, kızdıklarını, sevindiklerini veya hayran kaldıklarını da anlatırlar.
“Film güzeldi.”
ile
“Film müthişti, gerçekten etkileyiciydi.”